ULUSLARARASI YENİLENEBİLİR ENERJİ SİSTEMLERİ KIŞ OKULU”NUN DÖRDÜNCÜSÜ AKÜ EV SAHİPLİĞİNDE Yapıldı.


Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Mühendislik Fakültesi, Elektrik Mühendisliği Bölümü ile Güneş ve Rüzgâr Enerjisi Uygulama ve Araştırma Merkezi (GÜRAM) Müdürlüğü’nun ortaklaşa çalışması ile Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu’nun (TÜBİTAK) desteğiyle gerçekleştirilecek “4. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sistemleri Kış Okulu” etkinliği, 15 Ocak 2015 tarihinde AKÜ Güzel Sanatlar Fakültesi İbrahim Küçükkurt Çok Amaçlı Salonunda yapılan törenle başladı.

Açılış programına Afyonkarahisar Vali Yardımcısı Dr. Adem Uslu, Belediye Başkan yardımcısı Sabri Demirkapı, AKÜ Rektör Vekili Prof. Dr. M. Kemalettin Çonkar, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü Uzmanı Bekir Turhan Çorbacıoğlu ile Afyon Jeotermal Turizm ve Ticaret (AFJET) A.Ş. Genel Müdürü Dr. Yusuf Ulutürk’ün yanı sıra AKÜ öğretim elemanları ve öğrencileri katıldı.

15-18 Ocak 2015 tarihleri arasında yapılacak etkinliğin açılış konuşmasını yapan AKÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Onur Hocaoğlu, dünyada ve Türkiye’de enerji talebinin giderek arttığını belirterek, “Bu nedenle enerji konusu ülkemizin ve birçok dünya ülkesinin birinci önceliği haline gelmiştir” dedi. Türkiye’nin enerjide yaklaşık yüzde 70 oranında dışa bağımlı olduğunu kaydeden Hocaoğlu, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) verilerine göre Türkiye’de toplam kurulu gücün 640 bin megawatt, brüt üretimin ise 240 bin gigawatt saat olduğunu ve bu üretimin yüzde 4,2’si’nin yenilenebilir enerji kaynakları ve katı atıklardan sağlandığını ifade etti.

Hocaoğlu, şöyle konuştu:

“Türkiye Elektrik İletim AŞ verilerine göre Türkiye’de toplam kurulu güç 640 Bin megawatt, Brüt Üretim 240 Bin gigawatt saattir ve bu üretimin sadece yüzde 4,2’si yenilenebilir enerji kaynakları ve katı atıklardan sağlanmıştır. İtalya’da bu oran, yüzde 13,5’dir ve 2020’da bu oranın yüzde 17 mertebelerine çıkması hedeflenmektedir. Dünyanın gelecek planlaması ile ilgili tüm istatistikler yenilenebilir enerji sistemleri üzerine yapılan çalışmaların çok değerli olduğunu göstermektedir. Fosil kaynakların ömürlerinin azalması ve çevreye olan zararları nedeniyle yenilenebilir enerji kaynakları üzerine gerçekleştirilmekte olan çalışmalar giderek hız kazanmıştır. Bu kapsamda yeni ve verimli yenilenebilir enerji sistemleri konularında AR-GE çalışmaları devam etmektedir.”

AKÜ’de yenilenebilir enerji sistemleri alanında yüksek lisans yapılabiliyor 

Yenilenebilir enerji sistemleri konusunda en büyük sıkıntının yetişmiş insan gücü ve niteliğinin yetersizliği olduğuna dikkat çeken Hocaoğlu, “AKÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü olarak eğitim öğretim faaliyetlerine başladığımız 2011 yılından itibaren enerji sistemlerini kendimize tematik bir çalışma alanı olarak seçmiş bulunuyoruz. Bu kapsamda yenilenebilir enerji sistemleri üzerine bir de yüksek lisans program açtık” diye konuştu. Hocaoğlu, açılan yüksek lisans programının Akdeniz Gençlik Ofisi tarafından uluslararası tanınır nitelikte kabul edildiğine dikkat çekerek, “Yüksek lisans programı kapsamında Yunanistan’dan Patra Teknik Üniversitesi, İtalya’dan Bari Politeknik Üniversitesi ve Türkiye’den Afyon Kocatepe Üniversitesi’nin ortak uluslararası anlaşmaları bulunmaktadır. Kurulduğumuz yıldan bu yana bölümümüz öğretim üyeleri tarafından 20’ye yakın proje tamamlanmıştır veya devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

Etkinlikte daha sonra söz alan AKÜ Rektör Vekili Prof. Dr. M. Kemalettin Çonkar ise Kış Okulu’nun mevcut yapısı ile Türkiye’de ilk ve tek olduğunu söyledi. Çonkar, AKÜ’de enerji konusunda yapılan her araştırma ve eğitim faaliyetinin Türkiye için önemli olduğuna dikkat çekerek, “Üniversitemizin güçlü olduğu alanlardan biri olan yenilenebilir enerji konusunda yapılan her araştırma ve eğitim faaliyetinin ülkemiz için oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim. Bu yıl aramızda 40’a yakın üniversiteden katılımcı bulunuyor. TÜBİTAK tarafından desteklenen, düzenleme kurulunda 7 farklı üniversitenin temsil edildiği etkinliğimizin yaygın etsinin giderek arttığını görmekten büyük bir memnuniyet duymaktayım” diye konuştu. Çonkar ayrıca AKÜ’nün mevcut durumuyla ilgili de bilgiler aktardı.

Enerji ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirliyor 

Afyonkarahisar Vali Yardımcısı Dr. Adem Uslu ise enerji sektörünün 20. ve 21. yüzyılda devletlerin hakimiyet mücadelesi verdiği, güç paylaşımının önemli bir parçası olan ve ülkelerin gelişmişlik düzeyini birebir belirleyen önemli bir sektör olduğunu söyledi. Uslu, Birinci Dünya Savaşı’nın nedenlerinden birinin de önemli enerji kaynaklarına sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşmak olduğunun savaşın ardından yaşanan süreçte anlaşılabildiğini anlatarak, şöyle devam etti:

“Birinci Dünya Savaşı’na baktığımızda önemli enerji kaynaklarına sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nu bir paylaşım savaşı olduğunu, savaşın nihayetlenmesinden sonraki süreçteki gelişmelerden anlıyoruz. O yıllarda petrol en önemli enerji kaynaklarından birisi haline gelmiş ve Osmanlı Devleti gibi bir devletin elinde dünya açısından bu denli önem arz eden bir kaynağın bulunması, uluslararası hâkim camia tarafından uygun olarak değerlendirilmemiştir, ki ortaya çıkan savaşa zoraki ve sonradan katılan bir devlet, o savaşın en büyük mağduru olarak savaştan çıkmıştır. O savaşı bütün enerji kaynaklarını kaybetmiş olarak nihayetlendirmiştir. Aslında ateşkes anlaşması imzalandığı anda kendi sınırları içerisinde kalan Misak-ı Milli dediğimiz halen elinden çıkmamış olan Musul, Kerkük Bölgesi bile daha sonra çeşitli uluslararası manipülasyonlar ve ayak oyunları ile Osmanlı Devleti’nin ve bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin elinden bir şekilde alınmıştır. 20. yüzyılın uluslararası ilişkilerine bu denli şekil veren enerji unsuru, 21. yüzyılda da aynı şekilde önemini uluslararası siyasette devam ettirmektedir. 21. Yüzyıla, 20. yüzyıldan sarkan hâkimiyet mücadelelerinin temelinde enerji kavgalarının olduğu görülmektedir.”

Fosil yakıtların bitmesi riski söz konusu 

Enerji kaynaklarının dünya genelinde eşit dağılmadığını da ifade eden Uslu, “Belli bölgelerde yoğunlaşmış, belli bölgelerde ise son derece kıttır. Böyle olunca da enerji kaynaklarının yoğun olduğu yerlerde hâkimiyet kurma adına bir mücadele vardır” dedi. Uslu, “Geleneksel enerji kaynağı olan fosil yakıtlarda yoğunlaşılması, bu kaynakların olmadığı ülkeleri bu kaynaklara sahip olan ülkelere bağımlı kılma gibi riskler söz konusudur. Bu kaynakların hem çevre açısından bir takım zararları beraberinde getirmesi aynı zamanda gelecekte tükenme riskinin söz konusu olması hali vardır. Bu noktada alternatif enerji kaynakları ile yenilenebilir enerji kaynaklarının ikame edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Yenilebilir enerjide üretim yerli olmalı 

Kış Okulu’nda daha sonra söz alan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü Uzmanı Bekir Turhan Çorbacıoğlu ise yenilenebilir enerji ve Türkiye’deki genel duruma ilişkin bilgiler verdi. Çorbacıoğlu, fosil yakıtların tükenebilir olması ve konvansiyonel üretim teknikleri ile enerji üretiminin sera gazı emisyonlarına olan etkileri sebebi ile çevre dostu olan rüzgâr, güneş, jeotermal, biokütle ve dalga enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji ihtiyacının karşılanmasının kaçınılmaz hale geldiğini söyledi. Çorbacıoğlu, “Bu sebepten ülkelerin elektrik üretim portföyündeki yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi ve payı son yıllarda önemli bir artış göstermiştir. Ülkemizde de özellikle son yıllardaki ekonomik gelişme ve artan nüfus ile birlikte enerji ihtiyacı her geçen yıl artmaktadır. Bu durum enerjide yüksek miktarda dışa bağımlı olan ülkemizin enerji arz güvenliğini sağlanabilmesi için yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesini kaçınılmaz bir hale getirmektedir” dedi. Türkiye’de dışı bağımlı bir elektrik üretiminin söz konusu olduğunu belirten Çorbacıoğlu, “Kurulu güç dağılımında hidroelektrik kısmını literatür yenilenebilir enerji olarak tanımlarken belirli bir sınıfa ayırmaktadır. Örneğin hidrolik barajlı elektrik üretimi yüzde 23,9 seviyesindeyken, hidrolik akarsudan elektrik üretimi yüzde 10,12 seviyesindedir. Türkiye’de yenilenebilir enerjide ilk sırada hidroelektrikten elektrik üretimi gelmektedir. Özellikle 2009-2014 yılları arasında rüzgârdan elektrik üretimi, Türkiye toplam kurulu gücünde yüzde 5’lik bir paya sahiptir, ki bu oran Aralık 2014 itibariyledir” ifadelerini kullandı. Çorbacıoğlu, kurum olarak iki temel ilke belirlediklerini belirterek, bunların alternatif enerjinin yaygınlaşması ve enerji kaynağının enerjiye dönüştüren sistemlerin üretiminde ithal bağımlılığını en aza indirmek olduğunu söyledi.

Çorbacıoğlu sözlerine şöyle devam etti:

“Yenilenebilir enerji ile ilgili temelde bizim iki politikamız var. Türkiye’nin ithale dayalı bir elektrik üretim şekli olduğunun bilincindeyiz. Burada yenilenebilir enerjinin mümkün olduğunca kaynakların çevreye uyumlu bir biçimde kullanılmasını sağlamak gibi bir ilkemiz var. İkinci temel ilkemiz ise Türkiye’de kaynak yerli fakat kaynağı enerjiye dönüştüren sistemleri ki, rüzgâr veya güneş enerjisi santralleri gibi burada kullanılan üniteler yurt dışından ithal edilen ürünlerdir. Yurt dışından ithal ettiğinin bu ürünün servis bakım hizmetleri ve takip, skala ve yönetim sistemleri gibi bir çok yazılım yurt dışından ithal ediliyor. Kaynak belki yerli oluyor ama enerji kaynağını tekrar elektriğe ya da ısı sistemine dönüştürdüğünüz bu sistemler doğrudan dışarıya belirli bir hizmet bedeli ödeyerek aldığınız ürünler oluyor. Bunların yerli ürünler bazında know how’ın Türkiye’de oluşarak gerçekleşmesi gibi bir hedefimiz var.”

Jeotermal ile ısınma her yıl 30 milyar metreküp tasarruf sağlıyor 

Türkiye’nin jeotermal kaynaklar yönünden zengin konumda olduğunu anlatan Çorbacıoğlu, “Türkiye’nin teorik potansiyeli 31 bin 500 megawatt olup, bunun karşılığı 5 milyon konut ısınmasıdır. Bu da yılda 30 milyar metreküp doğalgaza eşdeğerdir” dedi. Çorbacıoğlu, özellikle 1990 yılından bu yana durma noktasına gelen jeotermal enerji arama çalışmalarının son yıllarda hızlandırılarak, görünür hale getirilen jeotermal kaynak ısı kapasitesinin doğal çıkışlarla birlikte 8 bin megawatta yükseltilmiştir” diye konuştu.

Çorbacıoğlu, Türkiye’deki jeotermal enerji potansiyeli ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

“Keşfedilen 227 sahanın, 25 tanesi elektrik üretimine uygun sıcaklığa sahiptir. Bu sahalarda açılan toplam kuyu sayısı 576’dır. Ülkemizde jeotermal enerjiden doğrudan kullanım olarak, merkezi ısıtma, sera ısıtması ve termal turizmde yararlanılmaktadır. Ülkemizde jeotermal kaynaktan 89 bin 563 adet konut merkezi ısıtmada (19 yerleşim alanında), 3 bin 130 dönüm alan seracılıkta ve 350 adet termal tesis de tedavi ve termal turizm amaçlı bu kaynaktan yararlanmaktadır.”

Çorbacıoğlu’nun sunumunun ardından açılış programı, AFJET A. Ş. Genel Müdürü Dr. Yusuf Ulutürk’ün verdiği “Afyon’da Jeotermal Potansiyel ve Yapılan Çalışmalar” başlıklı konferansla devam etti. Sunumların bitiminde AKÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. M. Kemalettin Çonkar tarafından açılış programına yapmış oldukları katkıdan dolayı AFJET Genel Müdürü Dr. Yusuf Ulutürk ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü Uzmanı Bekir Turhan Çorbacıoğlu’na birer teşekkür belgesi takdim edildi. Kış Okulu açılış programı, toplu fotoğraf çekimi ve yapılan ikramın ardından sona erdi.